'Başkanlık 2017’de seçim 2019’da' Murat Can Atakan ile röportaj

Serhat Ramay
777 kere okundu

Türkiye

'Başkanlık 2017’de seçim 2019’da' Murat Can Atakan ile röportaj - Türkiye Haberleri

Murat Can Atakan ile Başkanlık Sistemi için aklınızdaki bütün sorulara yanıt verecek bir röportaj gerçekleştirdik. Başkanlık Sistemi nedir? Türkiye için Başkanlık Sistemi'nin artıları eksileri nelerdir? Türkiye Başkanlık Sistemine ne zaman geçecek?

Uzun zamandır Türkiye’nin gündeminde olan başkanlık sistemini BİSAM Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Şehir Üniversitesi MYO Adalet Programı Başkanı Dr. Murat Can Atakan ile enine boyuna konuştuk.

Serhat Ramay: Hocam öncelikle hoş geldiniz. Uzun zamandır Türkiye’nin gündeminde olan başkanlık sistemini sizinle irdelemek istiyoruz. Ne zaman başladı bu başkanlık tartışmaları? Ne zamandır gündemimizde var?

Murat Can Atakan: Teşekkür ederim. Başkanlık sistemi sizin de belirttiğiniz gibi aslında uzun zamandır Türkiye’nin gündeminde yer alıyor. Hatta başkanlık tartışmaların 1980’li yıllara dayandığını söyleyebiliriz. İlk olarak dönemin gazetelerinden Tercüman’ın düzenlediği Anayasa Semineri’nde başkanlık tartışmaları başladı ve günümüzde de halen tartışılmaya devam ediyor.

S:Peki neden başladı bu tartışmalar?

C:Aslına bakarsınız buna benzer tartışmalar parlamenter sistemi uygulayan birçok ülkede var. Parlamenter sistemlerdeki bir takım eksiklikler ve aksaklıklar, ülkeleri bu yönde bir tartışmaya itiyor; ancak genellikle çok önemli bir hata yapılıyor, o da şu: Devlet şekilleriyle hükümet sistemleri sürekli olarak birlikte tartışılıyor ve doğal olarak da toplumun kafası karışıyor.

Bakın, devlet şekli dediğimiz şey; monarşi, cumhuriyet, üniter devlet veya bileşik devlet gibi alt kavramları içeren bir husus. Yani konumuzla, bir başka deyişle başkanlık sistemi tartışmalarıyla bir alakası yok. Bir ülke başkanlık sistemiyle yönetilmesine karşın üniter yapıda ya da bileşik devlet örgütlenmesi şeklinde varlığını sürdürüyor olabilir.

S: Biraz daha açar mısınız? Yani başkanlık sistemine geçince biz de Amerika Birleşik Devletleri gibi eyalet sistemine göre yönetilmeyecek miyiz? Çünkü başkanlık sistemi denilince aklımıza otomatik olarak ABD geliyor.

C: Toplumdaki genel algı başkanlığa geçişle birlikte ülkenin de tıpkı ABD veya Almanya gibi eyaletlere bölüneceği yönünde. Bu son derece yanlış bir bakış açısı.

Dünya üzerinde birçok farklı model var. ABD, başkanlık sisteminin uzun zamandır uygulandığı güçlü ülkelerden biri. Bu nedenle genellikle akla gelen ilk örnek ABD oluyor. Aslına bakarsanız çok da doğal; ancak hükümet sistemi olarak Amerikan benzeri başkanlık sistemini uygulayacak bile olsanız, devlet şekli olarak ABD modelinden farklı bir modeli kendinize rol model alabilirsiniz. Bugün tartışmaların bir sonuca ulaşamamasının sebebi de bu.

Bir ülkenin başkanlık sistemiyle yönetilmesi başka bir şey, ülkenin federal ya da üniter devlet olması ise başka bir şey. Yani devletin şekli ayrı, hükümet sistemi ayrı. Bu ikisinin birbirine karıştırılmaması gerekiyor.

murat can atakan ve başkanlmık sistemi

S: Peki şu anki sistemimizin ne gibi eksiklikleri var?

C: Şu an Türkiye Cumhuriyeti üniter yapıda ve yarı başkanlık sistemine göre yönetilen bir ülke...

S: Tam olarak burada araya girmek istiyorum. Biz parlamenter sistemden başkanlık rejimine geçişi tartışmıyor muyuz?

C: Maalesef bu konuda da büyük bir yanılgı var, öğrencilerimiz bile zaman zaman bu konuda yanılgıya düşebiliyor. 2007 yılında yapılan anayasa değişikliği referandumu ile cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin önü açıldı ve 2014 yılında yapılan son cumhurbaşkanlığı seçiminden bu yana da ülkemizde yarı-başkanlık sistemi uygulanıyor. Bu nedenle ülkemizde parlamenter sistem değil hali hazırda yarı-başkanlık rejimi uygulanıyor.

S:Peki sorumuza kaldığımız yerden devam edersek, şu anki sistemimizin ne gibi eksiklikleri var? Yani parlamenter “ya da sizin düzeltmenizle yarı-başkanlık sisteminin” ne gibi olumsuz yanları var?

C:Öncelikle şunu söylemek istiyorum, hiçbir sistem mükemmel değildir. Her sistemin olumlu ya da olumsuz yanları olabilir. Başkanlık sisteminin de olumsuz yanları elbette vardır; ancak bu olumsuz yanlar parlamenter sistemler için de bir hayli fazla. Yıllardır parlamenter sisteme göre yönetildiğimiz ve alternatif sistemleri bilmediğimiz için uygulanmakta olan sistemin eksik yönleri pek bilinmiyor.

Parlamenter sistemin en büyük eksikliği “kuvvetler ayrılığı”na değil “kuvvetler birliği”ne hizmet etmesi. Yani “Yasama Yürütme ve Yargı”nın birbirinden ayrı ve bağımsız olmasına değil aksine birbiriyle iç içe geçmesine ve yasama ve yürütmenin tek elde toplanmasına hizmet etmesi.

S:Tam olarak kastettiğiniz nedir? Şu anki sistemde Yasama-Yürütme ve Yargı birbirinden ayrı ve bağımsız değil mi?

C:Elbette değil. Parlamenter sistemin uygulandığı bir ülkede bu güçler tek elde toplanır. Bakın biz ülkemizde belli periyotlarla seçim yapıyoruz. Siz milletvekillerini seçiyorsunuz, yani yasama organını. Peki yürütmeyi kim oluşturacak biliyor musunuz? Başbakan kim olacak? Bakanlar ya da Bakanlar Kurulu kimlerden oluşacak? Koalisyon olacak mı? Olacaksa hangi partiler yürütme organını oluşturacak? Ve daha da ileri gidelim, son cumhurbaşkanlığı seçimini bir kenara bırakırsak, bu zamana kadar cumhurbaşkanı kim olacak bunu bile bilemiyorduk. Vatandaş sadece yasama organını seçiyor. Yasama organı da kendi içerisinde başbakanı, bakanlar kurulunu ve hatta cumhurbaşkanını seçiyor/göreve getiriyor/güven oyu veriyordu.

Biz vatandaş olarak milletvekili seçmekten öte gidemiyorduk. Yürütme organı, yani hükümet ve cumhurbaşkanı yasama organı tarafından seçiliyordu. Dahası bu organlar birbirlerinin alanlarına müdahale edebiliyordu. Örneğin yasama organı güvensizlik oyu ile yada güven oyu vermeyerek hükümeti düşürebiliyordu. Yürütme organının bir ayağı olan bakanlar kurulunun kanun önermesi yani daha teknik adıyla meclise “kanun tasarısı” sunma imkanı vardı.

Burada yürütme ve yasama organlarının birbirinin içine girdiğini ve birbirlerinin görev ve yetkilerini sınırlandırabildiğini görüyoruz. Çağdaş bir hükümet sisteminde yasama kendi işini yürütme de kendi işini yapmalıdır. Birbirinin işine karışmamalı, herkes rahatça ve özgürce kendi üzerine düşen vazifeleri ifa etmelidir. Yasama ayrı, yürütme ayrı olmalıdır ve en önemlisi birbirinden bağımsız olmalıdır.

S: Başka ne gibi eksiklikler var? Bu sistemin aksayan yanları/yönleri neler?

C: Parlamenter sistem istikrarsız hükümetlere sebep oluyor. Parlamenter sistemlerde hükümet parlamentonun güvenine dayanıyor ve bu nedenle parlamento tarafından her zaman görevden alınabiliyorlar. Sistem potansiyel olarak hükümet istikrarsızlığı doğurmaya hazır. Bugün dünya genelinde parlamenter sistemlerin 1 yıllık bir ortalama ömürleri var. Yani birçok ülke henüz 1 yılını doldurmadan seçime gidiyor. Üstelik bu ülkeler çok da geri kalmış ülkeler vs değil. Bugün Belçika, Danimarka, Finlandiya, Hollanda, Norveç, İsveç gibi ülkelerde parlamentonun ortalama ömür 22 ay. Yani 2 yıl bile dayanamadan erken seçime gitmek zorunda kalıyorlar.

2002 öncesi ülkemizde de durum pek farklı değildi. Sürekli hükümet krizleri, sürekli erken seçim uygulamaları görülüyordu. Son 14 yıldır tek başına iktidara gelen bir parti söz konusu olduğu için parlamenter sistemdeki istikrarsızlık sorununu çok fark edemiyoruz; ancak sistemin aksaklığını/topallığını anlamak için 2002 öncesi döneme bakmak gerekiyor.

S:Peki sürekli olarak hükümetin değişmesi, yeni bir soluk, yeni bir kan getirmez mi? Değişim iyi bir şey değil midir?

C:Herzaman değil. Sürekli olarak hükümet değişikliği yaşamak ve yeni politikalar, yeni gündemlerle karşı karşıya kalmak yerine çok başarılı olmasa bile istikrarlı bir hükümetin varlığı, ülkenin kalkınması ve bekası için daha yararlıdır diye düşünüyorum. Özellikle ekonomi politikaları açısından sürekli değişiklik yaşanması yabancı yatırımcıyı kaçırır. Ayrıca dış politikada açısından da sürekli olarak yeni dış politika stratejileriyle hareket etmemiz, ilişkilerimize zarar verir. Az önce de bahsettiğim gibi, biz uzun bir zamandır tek başına iktidar olan bir parti tarafından yönetiliyoruz ve sistemin aksak yanlarını çokta göremiyoruz; ancak koalisyon hükümeti ile yönetilen ülkelerde hükümetin son derece zayıf olduğunu söyleyebilirim.

Bir defa koalisyonu birden fazla parti oluşturur ve bu partiler birbirinin rakibidir. Rakip olan partiler arasında bir uzlaşmazlık olması ise rekabetin doğal bir sonucudur. Koalisyonlar hızlı karar alamazlar. İlk önce koalisyon liderlerinin kendi arasında uzlaşması gerekir. Sonra sıra meclise uzlaşısına gelir. Koalisyonlar hiçbir şey yapmayarak ömürlerini uzatmaya çalışırlar. Koalisyon hükümetleri, pazarlık aşamaları, çıkar çatışmaları ve karşılıklı tehditler yüzünden icracı özelliklerini yitirirler. Hükümet görevini layıkıyla ifa edemezler.

7 Haziran seçimini hatırlayın. Haftalarca süren bir periyotta partiler bir araya gelip ortak bir uzlaşı noktası bile bulamadılar. Bir araya gelip hükümeti kurabilselerdi bile şuana kadar çalışmaları çokta mümkün olmayacak, muhtemelen çoktan erken seçime gitmiş olacaktık.

S:Parlamenter sistemde koalisyonun dezavantajları üzerinde duruyorsunuz. Ancak herzaman koalisyon hükümeti kurulmuyor. Bu durumda tek başına iktidar olabilen bir hükümet varken neden başkanlık rejimine geçelim?

C:Peki ya koalisyon kurulursa? Ya bir sonraki seçimde herhangi bir parti tek başına hükümeti kuracak yeterli çoğunluğa ulaşamazsa? Bu ihtimal üzerinden ülkemizin geleceğini şekillendiremeyiz.

Bakın 100 yıllık cumhuriyet tarihine bakıldığında, seçimlere tek partinin girdiği ve -siyasi partilen yasak olduğu dönemi çıkarırsak- kalan dönemde çoğunlukla koalisyon hükümetleri tarafından yönetildiğimizi görürüz. 2002’den bu yana yaşadığımız gerçekten bir istisna. Böyle devam edebileceğimizin hiçbir garantisi yok. Yarın bir seçim yapılır ve bir parti tek başına iktidar olamazsa, kriz kapımızda demektir. Yani kucağımızda bir saatli bomba ile bekliyoruz. Vakti gelip patlamadan önce bizim müdahale etmemiz ve bu bombayı etkisiz hale getirmemiz gerekiyor.

S:Yeniden yasama ve yürütme organının seçimleri konusuna gelirsek. Başkanlık sisteminde tam olarak ne gibi bir değişiklik olacak? Biz direk yürütme organını mı seçeceğiz?

C: Parlamenter sistemde halk hükümeti doğrudan doğruya belirleyemez. Halk parlamentoyu, parlamento da hükümeti seçer. Hesap sorulabilirlik açısından düşük değerde bir sistemdir. Önceden bilinebilirlik açısından da parlamenter sistem daha düşük değerlidir. Önceden bilinebilirlik, seçmenin oy pusulasını atarken kimin hükümeti kuracağını, kimin yürütme organının üyesi olacağını önceden bilmesidir. Parlamenter sistemde oy verilen milletvekilinin başbakan olarak kimi destekleyeceği, hangi parti ile koalisyon kurulacağını bilemez.

Başkanlık sisteminde 2 başlı yürütme organı yerine tek başlı bir yürütme organı olacak. O da “devlet başkanı”dır. Artık başbakan, bakanlar kurulu vs kalmayacak. Yürütme organını devletin başındaki devlet başkanı teşkil edecek. Başkan, sekreter olarak adlandırılan yardımcıları vasıtasıyla yürütme görevini ifa edecek. İstişari nitelikte olmak üzere yardımcılarına danışabilecek.

Önceden bilinebilirlik açısından başkanlık sistemi daha demokratik bir yaklaşım getirecek. Seçmen oy vermeden önce yürütmeyi, dolayısıyla ülkeyi kimin yöneteceğini bilecek.

Ayrıca başkanlık sistemi hükümet krizlerden etkilenmeyecek. Başkan yasama organından bağımsız ve ayrı bir oylama ile göreve gelecek.

Devlet tek kişi tarafından daha güçlü yönetilecek. Başkan doğrudan halk tarafından seçildiği için başkanın büyük bir prestij ve meşruiyeti olacak.

Başkan doğrudan halk tarafından seçilecek. Bu nedenle başkanlık sistemi hesap sorulabilirlik açısından daha demokratiktir diyebiliriz.

Yürütme tek kişinin elindedir ve devletin kötü gidişatından sorumlu olan kişi bellidir. Başkanın sorumluluktan kurtulması, suçu başkalarının üstüne atması mümkün değildir.

S:Hocam olurda başkanlık sistemine geçersek, sizce bu sisteme geçiş işlemleri tam anlamıyla en erken ne zaman biter.

C:Bu soruya verilecek cevap tamamen parlamentodaki milletvekillerinin elinde. Ülke gündemimiz malum, bir hayli karışık. Hükümetin gündeminde, ajandasında neler var bilemiyoruz. Zaten şuanda sadece bütçe görüşmeleri yapılıyor. Başka bir kanun ya da anayasa değişikliğinin yapılması şuanda teknik olarak mümkün değil. Yeni yılla birlikte anayasa değişikliği konusunda partiler uzlaşabilirse, başkanlık rejimini içerir anayasa değişikliğini 2017 yılı içerisinde yapılabileceğini düşünüyorum.

S:Peki bu durumda mevcut cumhurbaşkanımızın durumu ne olacak? 2017 yılında başkanlık seçimine geçersek, hemen başkanlık seçimi yapmamız gerekecek mi?

C:Bu, partilerin nasıl bir metin üzerinde uzlaştıklarıyla alakalı bir durum. Bildiğiniz gibi mevcut cumhurbaşkanımızın göre süresi Ağustos 2019’da bitiyor. Anayasa değişikliğinde başkanlık rejimine geçildikten sonra 1 ay, 3 ay vb kesin bir süre içerisinde başkanlık seçimi yapılır gibi bir hüküm yer alırsa, cumhurbaşkanımızın göre süresi bitmeden yani 2019 beklenmeden seçim yapılır ve yeni devlet başkanıyla başkanlık rejimine geçebiliriz. Ancak bunun olabileceğini çok sanmıyorum. Görev süresi 2019’da bitecek bir cumhurbaşkanını, anayasa değişikliği ile 2 yıl öncesinden görevden alınabileceğini sanmıyorum.

Bir başka ihtimalse, başkanlık rejimine geçişin kabul edilmesine rağmen, seçimin mevcut cumhurbaşkanının görev süresinin bitiminde gerçekleşeceğinin kararlaştırılmasıdır. Bu durumda 2017 yılında başkanlık sistemi rejimine geçer ancak ilk başkanlık seçimini 2019 yılında, yani cumhurbaşkanımızın görev süresinin bitiminde gerçekleştiririz.

S: Hocam verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyoruz.

C:Ben teşekkür ederim. Çokça tartışılan bu konuyu bir nebze olsun aydınlatabildiysem ne mutlu bana. Sonuç ne olursa olsun ülkemiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Etiketler: murat can atakan

Türkiye Haberleri

Yorum