Binali Yıldırım ılımlı üslubunu neye borçlu?

Hakan Temiztürk
583 kere okundu

Köşe Yazıları

Binali Yıldırım ılımlı üslubunu neye borçlu? - Köşe Yazıları Haberleri

Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde yaptığı konuşmalardaki üslubu beklentilerin ötesinde çok sertti. Binali Yıldırım’ınki ise tersi! Yıldırım bugün yine çok ılımlı mesajlar verdi. Bu durum, “Danışmanlar/etraftakiler siyasetçileri ne kadar etkiliyor?” sorusunu gündeme getirdi.

AK Parti il başkanları toplantısında konuşan Başbakan Binali Yıldırım, çok ılımlı/olumlu mesajlar verdi. Son zamanların moda cümlelerine bu konuşmasında da yer verdi; dostluk çemberini genişletmekten, düşmanları azaltıp dostları artırmaktan bahsetti:

“İçeride ve dışarıda dostluk çemberini genişleteceğiz. Dışarıda bunu yapmaya başladık. İsrail ve Rusya ile ilişkilerimizi normale döndürdük. Ama eminim ki Suriye ile de biz normal ilişkilere döneceğiz. Buna ihtiyacımız var.”

“Gerilim isteyenler kavga isteyenler ne derlerse desinler sizin gözünüz milletten ayrılmayacak. Hizmette asla ayrımcılık yapmayız. Ayrımcılık en büyük kırmızı çizgimiz. Başarının sırrı AK Parti'nin kendini tazelemesinden kaynaklanıyor.

Adaletten bir çok engellemelere rağmen yılmadık, gerekli adımları attık. Ancak Türk siyasetinin vesayet hastalığı sadece darbelerle sınırlı değil. Vesayet ruhu son zamanlarda sivil mecralara da sıçramış görünüyor. Türkiye'nin yolunu kesmek isteyen hiç bir kimseye geçti vermedik. Hiç birimiz aynı düşüncelere sahip olmak değiliz. Tek düşünce sadece diktatör rejimlerde olur, biz çoğulcu geleneğe sahip milletiz. Bu mücadelede en büyük güvencemiz vatandaşlarımızın birliği ve beraberliğidir.”

Bu cümleleri Yıldırım’dan duymak sevindirici/olumlu bir gelişme.

Niye?

Çünkü Yıldırım selefi Davutoğlu’na nazaran daha ‘şahin’ bir politikacı; hatta daha ötesini söylemek mümkün: Davutoğlu, halefi Yıldırım ile kıyaslandığında politikacı bile sayılamayacak bir insan. Daha naif, daha mütevazı, daha ölçülü değerlendirmeleri yapıldı Davutoğlu hakkında.

Ama buna rağmen Yıldırım’ın konuşmaları daha olumlu, daha ılımlı, daha kucaklayıcı. Düşman, hain, alçak, namert… gibi siyasetin en çok kullandığı sözler Yıldırım’ın ağzından çok az çıkıyor; Davutoğlu ise kendisinden beklenenden çok daha fazla telaffuz etti bu sözleri.

Seçim meydanlarında yaptığı konuşmalarda bu türden –ya da daha ağır- ifadeleri çokça kullandığını rahatlıkla bulabiliriz. Bir gezi dönüşünde ‘uçakta gazetecilere’ yaptığı açıklamada mesela şu cümleyi kurmuş:

“Türkiye’nin bu kadar büyük insani destan yazdığı bir dönemde, Türkiye hakkındaki olumsuz algının sebebi dışarıdaki düşman değil ki, içerideki hâinler.”

Davutoğlu’ndan sonra başbakan olan Yıldırım’ın bu söylemi daha da sertleştireceği beklentisi varken tersi oldu; daha ılımlı/olumlu konuşan bir başbakan profili çıktı karşımıza. Umarız bu böyle devam eder ve Türkiye daha dingin, daha sakin, daha huzurlu günlere kavuşur.

Peki, bu durumu neyle açıklayabiliriz?

İki şık var:

Birincisi. konjonktür bunu gerektiriyor/du. Davutoğlu döneminde içte ve dışta olaylar/gelişmeler onun sert konuşmalar yapmasına zemin hazırladı.

İkincisi, danışmanların/etrafın etkisi. Yani ‘adam iyi de, etrafındakiler kötü’ durumu. Bu daha güçlü bir olasılık gibi görünüyor. Normalde ılımlı, hoşgörülü, mütevazı bir insan olan, üniversite hocası olması dolayısıyla insanlarla iletişimi daha güçlü ve hoşgörülü olan Davutoğlu, etrafındaki danışman, müşavir, şu bu… etkisi sebebiyle kendisi gibi olmadı, ortamın ve elemanların gazına geldi!

Her neyse, etrafındakilerin günahına girmeden şunu ifade edip yazıyı bitirelim:

Siyasetçilerin –özellikle seçim meydanlarında- daha ılımlı mesajlar vermesi biraz da sizin elinizde; onları gaza getirmek yerine, ortamı gerecek tavırlar takınmaya sevk etmek yerine gerilimi düşürücü, hoşgörüyü, sevgiyi, saygıyı yayacak mesajlar ekleyin konuşmalara…


Köşe Yazıları Haberleri

Yorum