Yaşasın ilk Meclis’in Kürt Milletvekilleri!

Talat Uzunyaylalı
197 kere okundu

Köşe Yazıları

Yaşasın ilk Meclis’in Kürt Milletvekilleri! - Köşe Yazıları Haberleri

Aşağıda bir belge okuyacaksınız. Erzurum ve Sivas Kongrelerini müteakip Ankara’da toplanan Milli Meclis’in ‘Kürt Meselesi”yle ilgili oturumu ve bu oturumda Kürt Mebusların meseleyi ortaya koyma biçimleri fevkalade dikkat çekicidir.

Bugün Türkiye’nin hemen her siyasi partisinin çatısı altında Kürt milletvekilleri yahut siyasetçileri vardır. HDP’li siyasetçiler Şerif Paşa’nın peşinden gitmektedirler. Diğer partilerdeki Kürt siyasetçiler ise, Şefik Bey’in izinde müstakimler. Günümüzde halen devam eden Kürt sorununun kökenlerini ortaya koyması bakımından aydınlatıcı olduğunu düşündüğüm Meclis’teki bu ‘özel oturumu’ aynen sunuyorum. Bu metnin değerlendirilmesini yapmak her Kürdün ve Türkün görevidir. Birinci Meclis hangi umdelerin etrafında milli birliğini tahakkuk ettirmişse bugün de o zemin geçerlidir; geçerli olmak zorundadır!

“Meclisi Mebusan
Zabıt Ceridesi
(İçtimâ-ı Fevkalâde)
On dördüncü İnikad
26 Şubat 1936 (1920)-Perşembe

3. — Kürtlerin Camia-i Islâmiyye ve Osmaniyyeden ayrılmak fikrinde olmadıklarına ve bu babta Şerif Paşa ve emsali tarafından vâki teşebbüsatı red ettiklerine dair Erzincan ve Diyarbekır'dan mevrud telgraflar.

kürtler ve ilk meclis

REİS — Kürtlerin Camia-i İslâmiyye ve Osmaniyyeden hiç bir zaman ayrılmak fikrinde olmadıklarından bahs ile bu babta Şerif Paşa ve emsali tarafından vuku bulan teşebbüsatı red ettiklerine dair, Ulemadan Şeyh Saffet ve müteaddid rüfekası imzası ile Erzincan'dan çekilen bir telgraf name var.

HACI TEVFİK EFENDİ (Kengiri) — Yaşasın Müslümanlar!

REİS — Bir de kendini Kürtlerin vekili gibi gösteren Şerif Paşa'nın teşebbüsatını kemâl-i şiddetle protesto ettiklerini ve Hilâfet-i îslâmiyye ve Saltanat-ı Osmâniyyeden iftirakı asla kabul etmeyeceklerini mutazammın Diyarbekir Müdafaa-i Hukuk-u Miliiyye Cemiyetinden çekilen telgrafname vardır. Kâtip Bey okuyacaktır. (Okunsun sadaları)

Meclis-i Mebusan Riyaset-i Celilesine:
Vatan haini, din düşmanı Şerifnâm şahsın Boğos Nobar ile teşrif-i mesaî ederek Kürtlerin mukadderat-ı âtiyyesi hakkında beyan-ı mütalâa ettiğini istihbar ettik. Kürtlük ve Türklük birliktir. Yekdiğerinin öz kardeşi ve din kardeşidir, her iki Millet için vatan müşterektir. Tarihi işhâd ederek Muhterem Vekillerimize şurasını arz ederiz ki Kürtler, Vatanlarının istihlâsı uğrunda şimdiye kadar Türklerle ilk saf-ı harbte kanlarını akıtmışlar ve âtiyen de Hükümetimizin beka ve saadeti için aynı suretle hareket edeceklerdir.

Camia-i Osmaniyye ve İslâmiyyeden hiç bir zaman ayrılmak, fikir ve hayallerinden geçmez. Dünyanın sonuna kadar bu Camia-i islâmiyye ve Osmaniyye dâhilinde yaşamak azmindedirler. Binaenaleyh gerek mahüd Şerif ve gerek bunun amaline hizmet edecek herhangi bir herifin azm-ı mâruzumuz hilâfındaki müracaat ve teşebbüsatını kemâl-i nefretle red ve Hükümet-i Mukaddesemize tevdi-i mukadderat eylediğimizi bütün âlem-i insaniyete ilân eyleriz, icab eden mahallere de müracaat edilmiştir.

( İmzalar: Ulemadan Şeyh Saffet, Belediye Reisi Ali Rıza, Ulemadan Şeyh Hacı Fevzi, Ulemadan Müftü Osman Fevzi, Tüccardan Arap Zade Ahmed, Keçel Aşireti Reisi Yusuf, Abbasi Aşireti Reisi Seyyid Ali, Ahaliden Hacı Zade Veli, Tüccardan Ruh Zade Halis, Kelâni Aşireti Reisi Hüseyin, Eşraftan Hacı Mehmet Bey Zâde Sami, Eşraftan Çapık Zâde Münir, Eşraftan Ahmed Paşa Zade Şemsi, Tüccardan Tavşan Zade Recep, Hacı Eşbah Zade Şükrü, Mütfüzade Hakkı, Aşuranlı Aşireti Reisi Yusuf, Demanlı Aşireti Reisi Seyyid Yusuf, Balabanlı Aşireti Reisi Paşa Bey, Beratlı Aşireti Reisi Çiçek.)

HÜSREV BEY (Trabzon) — Aynı meseleye dair Diyarbekir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti de bir telgraf veriyor. (Bayazıt Mebusu Şerik Bey kürsü-i hitabete gelir)

TUNALI HİLMİ BEY (Bolu) — Arkadaşlar Kürt kahramanları mümessili olmak sıfatı ile Şefik Beyi alkışlayalım. (Alkışlar)

ŞEFİK BEY (Bayazıt) — Efendiler, Paris'te Boğos Nobar Paşa ile Şerif Paşa ittifak ediyorlar ve aralarında bir itilâfname tanzim ve teati ediyorlar. Bu itilâfnamelerinde Kürt Kavm-i Necibinin Ermeni ile müşterek ve kardeş bir kavm ve cinsten olduklarından bahs ile Kürdün Ermenilerle beraber tabiiyyet-i Osmaniyyeden ayrılarak bir hükümet teşkiline karar veriyorlar.

Bunların imzası tahtında bulunan mukavele ve taahhütnamelerini gazeteler aynen neşr ve ilân etti. İşte, bu kararnameleridir ki Ekrad-ı aşâirin istihbar eylemesi üzerine, bugün Erzincan Livası ona bir rüesa-yı aşâirden ve aynı surette Diyarbekir Vilayeti aşâirinden iki telgrafname manzur-u âlileri oldu. Bu haber memul ederim ki Memalikin ve Kürt ile meskûn mahallerin herhangi tarafına sirayet etse – ki henüz Memalik-i baidenin bir kısmına vâsıl olmamış oluyor - Meclis-i Âliniz binlerce bu misillu telgrafı görecek ve okuyacaktır. («Şüphesiz» sadaları)

Şerif Paşa ekrad nazarında ne kıymeti, ne de Ekrad- ı aşairin bunu tanıyacak ve kendisine itimat edecek bir reyi vardır. (Alkışlar) Salabet-i diniyye ve şecaat-ı fıtrıyyesiyle maruf ve mümtaz olan o kavm-i necib Ekrad (Alkışlar) Devlet-i Aliyye-i Osmaniyyenin teşekkülünden itibaren bütün mevcudiyetiyle Saltanat-ı Osmaniyyenin bir rükn-ü rekini olarak Türk Kardeşleriyle el ele vermiş ve bugüne kadar yekdiğerinden kat'iyyen ayrılmamak suretiyle yaşamışlardır Kendilerini bu rabıta-i diniyye tamamiyle yekdiğerine rapt ve bent ettiği gibi karabet, sihriyyet dahi kendilerini memzuc bir halde bırakmıştır. Her tarafın ve hususiyle vilayet-i şarkiyyemizin nüfus- u umumisinden yüzde doksan beşini teşkil eden bu kütle-i muazzama-i İslâmiyye içinde Türk, Kürt farkı ve tebayünü ve hiç ayrı gayrisi yoktur. İslamiyet, kavmiyet ve milletin pek çok fevkindedir.

TUNALI HİLMİ BEY (Bolu) — Amenna ve saddakna.

ŞEFİK BEY (Devamla) — Bu şerif Paşa kimdir?

CELÂ NURİ BEY (Gelibolu) — Herze Vekilin biri... (Handeler)

ŞEFİK BEY (Devamla) — Kimden mezuniyyet almıştır, hangi bir kürdün vekâletini haizdir? Şerif Paşa Ermenilerin, Kürtlerin bir kavm olduğu iddiasında bulunuyor. Evet, Ermeni kavmi vardır, fakat hiçbir Kürt, Ermeni, olamaz. Hiçbir Ermeni de Kürt olamaz. Her iki milletin ayrı ayrı milletler ol duğu bedihiyat-ı tarihiyedendir. Şerif Paşa emin olmalıdır ki kendisinin verdiği bu kararını herhangi bir Kürt lanetle, nefretle yüzüne çarpar.

TUNALI HİLMİ BEY (Bolu) — Yaşa Şefik Bey!...

ŞEFİK BEY (Devamla) — Şerif Paşa sırf kendi nam ve hesabına bir mukavelenameye vaz'ı imza ediyor. Fakat bendeniz aşair ve Ekrad namına söz söylüyorum, mümessil vekilleri olduğum Bayazıt Sancağında meskûn bulunan Celali, Adamanlı, Zilanlı, Sibkanlı, Haydaranlı, Atmanlı, Sarahlı, Cemadanlı Aşairi ve bunlara mensup olan binlerce kabail ve yüz binlerce Ekradın mümessili sıfatıyla söylüyorum ki, Şerif Paşanın bu kararını kabul edecek hiçbir Kürt yoktur. Şerif Paşanın bu kararı celâdet ve hamiyyetieri, diyanetleri dağlar kadar muazzam olan Kürtlerin lanetiyle reddedilecekleri bir sözdür. Yine bu Kavm-i Necibe izafeten diyorum ki; eğer o aşairin Hilafet ve Saltanattan kat'iyyen iftirak etmeyeceklerini ve öyle bir şeyin hatır ve hayallerine bile tebadür etmediğini size beyan ve temin ediyorum. (Alkışlar)

MEHMET EFENDİ (Bolu) — Bu, bizce malûm olan bir hakikattir.

SIRRI BEY (İzmit) — Teminat istemiyoruz. Bu zaten malûmumuzdur.

ŞEFİK BEY (Devamla) — O kavm-i Necip ki, Rus Çarlığının dünyayı tedhiş ettiği zamanlarda, Rus Hükümeti fiilî olarak kendilerine birçok mevaid, her türlü fedakârlık gösterdiği halde nefretle reddederek Cihet-i Camia-i İslamiyyeden Saltanat ve Hilafetten kat'iyyen ayrılmadılar. O dalavereler ki, harb-i ahirde yine Rusların her türlü İltifat ve iğfalatına kapılmayarak Vatanlarını hatve ve hatve müdafaa ederek, destan, olacak şecaatler göstererek ve toprakları üzerine kanlarını akıtarak milyonlarla mevaşi ve milyarlarla servetlerini feda ederek Dâhil-i Memalik-i Osmaniyyeye hicrete mecbur ve bin türlü sefalet ve zarurete duçar oldular.

Yine o arslanlardır ki, mesken ve mevaları olan Ararat Dağında tahassun ederek ve «Zeylan» Deresini tutarak Rusya'nın izmihlaline kadar Rus ordularına teslim olmadılar. Müdafaada sebat ettiler. Evet, Kürt aşair ve akvamının bazı metalibi olabilir. Kürt ne ister? Bulundukları muhitte Türk kardeşleriyle beraber medrese, mektep ister, yol ister, adalet ve muaveneti maliye ister, bu da hakkıdır. Fakat bunu başka taraftan Makamı Muallayı Saltanat ve Hilafetten ve Meclisi Alinizden ister. («Bravo» sadaları) Bu metalibin zamanını da bilir. Bugün yegâne istediği şey bütün mevcudiyetleriyle Saltanat ve Hilafete merbutiyetleri ve bu merbutiyetlerinin hiçbir tesir ve kuvvetle bir veçhile ihlal edilemeyeceğidir. (Alkışlar)

CELALETTİN ARİF BEY (Erzurum) — Nice senelerden ve hatta diyeceğim ki asırlardan beri serhatlerimizde vatanın ikinci bekçiliğini, Rus Çarlığına karşı sinesini bir siperi âhenîn ittihaz eyleyen ve birbirlerine karşı habli metin-i İslam ile merbut olan Türk ile Kürd'ü birtakım menfaatperestan - ve hatta müsaadenizle söyleyeceğim - birtakım vatansızlar bu iki öz kardeşi birbirinden ayırmak istiyorlar.

Vakıa «Makyolvel» in bir prensibi vardır, «icrayı ahkâm etmek için tefrik ediniz» diyor. Bu prensibi tetkik eylemek arzu eyleyenler, demin bahseylediğim birtakım hodkâmları, vatansızları kendilerine alet ittihaz etmişler, onları bu vadiye sevk eylemek istiyorlar. Bu saiklar meyanında da, bittabi hepimizin bildiğimiz küçük, fakat gözü aç ve seffak büyük emperyalist bir unsur da tabiidir ki bunun neticesini bekleyip ondan müstefit olmak istiyor. Hâlbuki onlar bilmiyorlar ki Türklerle Kürtler pek yakın zamanlarda acı bir dersi ibret aldılar. O dersi ibret, gözlerinin önünde bulunduktan sonra hiçbir Türk ile Kürd'ü hiçbir vakit bu suretle tefrik etmek mümkün değildir. Evet, gazetelerde bizler de gördük, Şerif Paşa ile Nobar Paşa müşterek bir tebligatta bulunmuşlar ve orada Kürtler de tıpkı Ermeniler gibi «zalim Türklerin elinden kurtarılmalarını» istiyorlarmış. Bunu başkası söyleyebilir, fakat Şerif Paşa gibi...

CELAL NURİ BEY (Gelibolu) — Paşa değil, boş herif!

CELALETTİN ARİF BEY (Devamla) — Şerif gibi bu Devletin sefiri olmuş, bu Devletin nan ve nimeti ile perverde olmuş bir adam bu suretle memleketine hıyanet edemez. Kürt olan pederi Sait Paşa bu memleketin en büyük mevkiini işgal eyledi. Hariciye Nezaretinde Devletin umur ve siyasiyatını bir hayli zaman idare eyledi. Fakat ne talihsiz adammış ki oğlu Kürdistan'ı Ermenilere ve kardeşi de İzmir'i Yunanlılara peşkeş çekmek azminde bulundular. («Allah Kahretsin» sadaları)

Şerif Paşanın vekâleti nedir? Gelen telgrafnamelerde görüyoruz. Kürt Teali Cemiyeti namı tahtında İstanbul'da birtakım menfaati hususiye arkasında dolaşanların teşkil eyleyip Avrupa'ya, Şerif Paşaya göndermiş oldukları vekâletname ile bunların Kürdistan ile Ermenistan'ın ittihadını temin etmek istiyorlar.

TUNALI HİLMİ BEY (Bolu) — Hükümet uyuyor mu?

CELALETTİN ARİF BEY (Devamla) — Hâlbuki aynı zamanda bu vekâlet Şerif Paşaya verilmemiştir. Şerif Paşa ile beraber Lütfi Fikri Beye de aynı vekâleti göndermişlerdi. Fakat Kürt olan Lütfi Fikri Bey böyle bir talebi kabul eylemedi. Ve böyle bir vekâleti kabul eylemek tenezzülünde bile bulunmadı ve bu böyle bir ihaneti kabul etmeyeceğini de alenen söylemek lütfunda bulundu. («Teşekkür olunur» sadaları)

Bugün Kürdistan, şu okunan telgraflarla bize ilan ediyorlar ki, biz Osmanlı kalmak isteriz ve hiçbir zaman da Camiai Osmaniye ve İslamiyyeden ayrılmak istemeyiz. Refiki Muhterememiz Bayazıt Mebusu Şefik Bey yine kendi vatandaşları hakkında aynı meseleyi izah eyledi. Bu bahta bendeniz de daha ziyade bastı makal ederek Meclisi Alinizin vaktini izaa etmek istemem.

Yalnız şurasını ilaveme müsaade buyurunuz ki vekili olmakla müftehir bulunduğum Erzurum Livası dâhilinde de birçok Kürtler vardır ki bendenize vekâletlerini vermişlerdir. Bendeniz, bütün müntehiplerim ve orada bulunan Kürtler namına Şerif Paşanın bu teşebbüsünü kemali nefret ve lanetle yad ederim. (Alkışlar)

HÜSEYİN AVNI BEY (Erzurum) — Efendiler, bir şeye memnun oluyorum ki Şerif, Bogos Nobar'la ittifak etmiş.

ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon) — Ali Kemal gibi.

HÜSEYİN AVNİ BEY (Devamla) — Artık bunun mahiyeti hakkında söz söylemeye lüzum yoktur ve şurasını da arz edeyim ki bugün Kürtlerle Ermeniler «Ararat» dağlarında hali harptedirler. Hem altı aydan beri hali harptedirler. Her gün beynlerinde kıtal var. Onlar kardeş olamaz. Sonra Kürtler, Müslümanlık dolayısıyla Türklerle kardeş olduklarını söylüyor. Bunu fiilen «Antranik» de söylemiştir. Muvakkaten Ermeni hâkimiyeti altında kalan Erzurum ve havalisi, vilayatı şarkiye ve elviyei selaseden geçerken Ermeniler isim sorarak ahaliyi kesmişlerdir, yani Kürt, Türk aramamışlardı. Müslüman olmak dolayısıyla hepsini doğramışlardı ve Avrupa'ya karşı bilirsiniz ki Ermeniler daima Kürtlerden şikâyet ederlerdi.

Halbuki Kürtlerin nan ve nimetiyle perverde oldukları halde onlardan şikâyet eder, arazilerini almak için bir arazi kavgası filan yapar ve nihayet vilayatı şarkiyenin hâkimiyetini nez edecek birçok vakayi ihdas ederek hükümeti müşkilat karşısında bulundururlardı. Binaenaleyh böyle ırken düşman olan ve yekdiğerine karşı irsen nefretperverde edenler birbirleriyle kardeş olmazlar ve olamayacaklardır.

Bunu arzdan maksadım, olabilir ki Ermeni fecayiini bihakkın neşredemediğimiz yerlerdeki Kürtler de bilsinler ki Ermeniler Kürtlerle kardeş olmak değil, daima birbirlerinin kanını içerler. Ermenilerin bunlara yapmadıkları şenaat kalmadı, Ermeniler, Kürtlerin ırzını payimal etmişlerdir. Ermeniler Kürtlerin kanına girmiştir. Binaenaleyh, bunların şu halde kardeş olmak ihtimali kalmamıştır.

BEKİR SITKI EFENDİ (Siverek) — Efendiler, gerek rüfekayı kiramın tarafından vuku bulan beyanattan, gerek deminki telgrafnamelerden anlaşıldığı üzere Kürtlerin gayesi, maksadı, kat’iyyen camiai İslamiyyeden ayrılmamak ve Vahdeti Osmaniyyeden çıkmamaktır. Diyarbekir Mebusu olmak dolayısıyla arz ediyorum ki, Memaliki Osmaniyyenin bir cüzü mütemmimi ve mühimmi olup ekseriyeti kahiresi Kürt ve Türk olan Diyarbekir ahalisi katiyyen camiai İslamiyyeden ve Vahdeti Osmaniyyeden çıkmayı hatırlarına bile getirmezler.

CELADETTİN ARİF BEY (Erzurum) — Yaşasınlar!

BEKİR SITKI EFENDİ (Devamla) — Ve sadakatlarını daima ispat ederler. Şerif Paşa namındaki şahsı katiyyen tanımazlar ve o şahıs Kürtleri katiyyen temsil etmez. Bu, katidir. (Alkışlar)

TUTMALI HİLMİ BEY (Bolu) — Koskoca karnı var. O adam nasıl tanınmaz, görülmez?

ZİYA BEY (Erzurum) — Muhterem refiklerim, şimdi okunan telgrafnameler, Kürtlerin hissiyatını tamamiyle teşrih ettiği için bir kelime daha zam etmeyeceğim. Yalnız Heyeti Aliyenizden şunu rica edeceğim ki, Trakya'nın telgrafnameleri hakkında ne karar verildi ise aynı kararların bu telgraf namelere de teşmilini teklif ediyorum; bu telgrafnameler hakkında aynı muamele icra edilsin, bu teklifimin kabulünü rica ederim. («Hay, hay» sadaları)

REİS — Peki efendim.

FERİT BEY (İstanbul) — Müzakere kâfi.

REİS — Rıza Nur Bey, söz sizin.

SIRRI BEY (İzmit) — Adaleti tatbik ediniz. (Rıza Nur Beye hitaben) Sözüm Zatıâlinize karşı değil, Makamı Riyasete karşıdır. Ben daha evvel söz istemiştim.

REİS — Buyurunuz, teşekkür ederim.

SIRRI BEY (İzmit) — Kürtlerin hissiyatını tasvir hususunda Kürt Mebusları tarafından söylenen sözlere ilave edecek sözüm yoktur. Yalnız nazar-ı âlinize bir şey arz edeceğim. Meclis-i Mebusan Kürtlerle Türklerin râbıta-i diniyyesini, aralarındaki zeval nâpezir ittihadı tamamiyle gösterdi. Ümit ederim ki Ayan azası arasında bulunan Abdul Kadir Efendi Hazretleri de aynı hissiyatı orada göstererek Kürtlerin efkârına o suretle tercüman olacaktır... («Temenni ederiz» sadaları..)

RIZA NUR BEY (Sinop) — Efendim; son zamanlarda bir mesele-i mühimme olmak üzere Kürt meselesi ihdas edildi. Bu mesele ötede beride bir müddet mevzubahis oluyor. Meselâ, burada bir Kürt Cemiyyeti yapılıyor, bu babta bazı mutalipte, iddiada bulunuyor. Sonra Paris'te birisi çıkıyor; Kürtler şunu ister diyor. Bendeniz de bir tanesini biliyorum. Harp esnasında Mısır'da bulundum. Orada da Bedirhanilerden Süreyya Bey isminde birisi «Kürdistan» namında bir gazete çıkarıyordu ve o gazete de Türkler aleyhine her şeyi söylüyor ve bütün meştum galizeyi da ibzal buyuruyordu! Şimdi bir defa bir cihetten bakıyorum: Gayet fena bir hal, ahlâkî cihetten sukut hali var.

Bunu yapanların, bu iddiada bulunanların hepsi Türklerin mekteplerinde okumuşlar, camia-i Osmaniyye içinde yaşamışlar, kendilerinde bir parça düşünebilmek hasleti, meziyeti hâsıl olmuşsa bütün bunları yine Türklerle beraber aynı mekteplerde hâsıl etmişler ve Devletin, hiç tefrik görmeksizin asırlardan beri en mühim Makamatına geçmişler, ricalı-i devletten de olmuşlar, orduları idare eden kumandanlardan olmuşlar, hiç Türklerin gönlüne, Kürtler aleyhine ne bir bugz ve adavet, ne hiss-i rekabet gelmemiş, ona karşı şimdi tutuyorlar bu davada bulunuyorlar. Bu eşhas demek ki, birincisi ahlaken sukut ediyorlar. Küfran-ı nimet ediyorlar. İkincisi bazı davalarda bulunuyorlar, Paris'te verdikleri muhtırada, Kürtler Ermenilerle bir ve aynı kavimdir; diyorlar. Hâlbuki bu o kadar vahi bir hatadır ki tarihi biraz bilenler nezdinde tamamiyle malumdur. Bu iki kavim de eskidir, fakat ayrıdır.

Ermeniler ahali-i asliyyeden değildir. «Ararat» civarında Tasalya'dan gelme bir millettir. Yani ecnebi millettir, yerli millet değildir. «Ari»lerdendir. Kürtler ise eski tarihler onu «Kardotlar» diye yad eder. Ahali-i asliyye ve kadimedendir. Tarihin kayıd edemediği bir zamandan beri orada mevcut ve mütemekkindirler.

Hâlbuki Ermeniler, büsbütün «Ari» neslindendir. Berikiler «Ari» neslinden değildir. Ermeniler Tasalya'dan gelmişlerdir. Kafkasya ve Anadolu ahalisinden değildirler. Bu iki millet ayrıdır. (Alkışlar.) Şimdi ben hakayıkı bilmiyordum ve benim gibileri de tabiî birçokları var idi ki bilmiyorlardı.

Böyle Mısır'da bir şahsın «Kürdistan» gazetesi çıkarmasıyla veyahut burada «Kürt Teali Cemiyyeti» deyip de bir muhtıra yazmakla yahut birisini tevkil etmekle veyahut Paris'te bir muhtıra yazıp gazetelerde beyanatta bulunmakla, zannediyordum ki Türkler aleyhine bir bugz ve adavet var. Kürtler, Türklerden ayrılmak istiyorlar.

BEKİR SITKI BEY (Siverek) — Haşa, katiyyen!

RIZA NUR BEY (Devamla) — İşte Elhamdülillah şimdi bu gün oranın Mebuslarını görüyorum. Tamamıyla müteselli ve müsterih oluyorum ki ve hakikat de böyledir ve çok teşekkür ediyorum ki, bu beyanat herkeste de bu zannı tevlit ve takviye edecek ve efkâr-ı umumiyyeyi düzeltecektir.

Bunun bir diğer tesiri de vardır ki o da şudur: Her halde Paris'te muhtıra verenden, Mısır'da «Kürdistan » gazetesi çıkartandan çok ziyade bu zevat, oralar ahalisinin mebusları oldukları cihetle, onlar namına söz söylemeye daha ziyade salahiyettardırlar. O halde Avrupa'da hiçbir devlet onların sözüne zerre kadar ehemmiyet, vermeyecektir.

Hakikat meydandadır: İşte Mebusları!.. İşte ondan sonra da yığın yığın telgrafları yağıp duruyor. Hepsi de aşairin, kabailin rüesasıdır. Kürtler namına söylemek lazım gelirse, bu Mebuslarla o rüesa söyleyecek. Demek ki, ötekiler keenlemyekûn hükmündedir.

BEKİR SITKI BEY (Siverek) — Onlar menafi-i şahsiyyeîerini düşünüyorlar.

RIZA NUR BEY (Devamla) — Evet, menafi-i şahsiyye dolayısıyla bu yola sülük etmişlerdir ve sırf kendi şahsî menfaatlerinden dolayı böyle iki millet arasına nifak sokmak ve bütün dünyada hakikate tamamen mugayir bir zan tevlit etmek vebal-i azimini boyunlarına alıyorlar. Demek ki onlar dedikleri gibi hakikaten lanete lâyıktır. (Alkışlar.)

MEHMET EFENDİ (Bolu) — Efendim, Kürtlerle Ermenilerin ittifakı aleyhinde rüfeka-yı muhteremenin vaki olan beyanatına Meclisle beraber bendeniz de iştirak ederim. Yalnız bir cihet var ki; nazar nazar-ı dikkatimi celbediyor, bunu tashihe lüzum görüyorum. Demin, rüfekamdan biri saika-i tehevvürle Kürtlerle Ermeniler birbirlerinin kanını içer gibi bir ta'bir kullanmıştır.

ZİYA BEY (Lazistan) — O sürc-ü lisandır.

MEHMET EFENDİ (Bolu) — Ben bunu tashih etmek isterim. Sürc-ü lisan olduğunu kabul ediyorum. Yalnız isterim ki bu söz o zat tarafından şu kürsüden tashih edilsin. Alel-umum Müslümanlar tecavüze uğramadan hiç bir şahsa tecavüz etmekle öç almazlar.

HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum) — «Ararat» Dağında hâlâ harbediyorlar.

MEHMET EFENDİ (Bolu) — Müsaade buyurun. Bu kürsünün nezaketi itibariyle bu sözü ben şayan-ı tefsir görüyorum. Kürtler değil, bilumum Müslümanlar kendilerine tecavüz edilmedikçe ahere tecavüzden lezzet almazlar. Kendilerine tecavüz edildiği gün bütün mevcudiyyetlerini unuturlar, o hakkı ihkak ederler. (Alkışlar.)

HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum) — Kelâmımın evveli vardı ki bu cihet nazar-ı dikkate alınmıyor. Ben söze başladığım zaman hal-i harbte olduklarını söylemiştim. Yalnız bu kin, bu garaz Ermenilerin mukaddema vukubulan tecavüzlerinin intikamıdır, demiş, sonra Kürtlerle Ermenilerin el'an hal-i harbte olduklarını arz etmiştim, yoksa bizde onlara karşı husumet görmüyorum. Onlar hakka riayet ederlerse biz zulüm yapmayız, esasen zulüm yaptığımız yoktur. Müslümanlar hiç bir zaman zulüm yapmazlar, tarihte yoktur. Fakat intikamlarını da kimseye bırakmazlar. Bunu da kemal-i fahr ile söylüyorum. El'an Ermenilerin irtikâb etmekte oldukları cinayetlerin intikamını almak için onlarla harb ediyorlar…
Ruznameye geçiyoruz.”

*Meclisi Mebusan İ: 14 26 Şubat 1336 (1920) C: 1


Köşe Yazıları Haberleri

Yorum