Zafer mi, hezimet mi?

Hakan Temiztürk
800 kere okundu

Köşe Yazıları

Zafer mi, hezimet mi? - Köşe Yazıları Haberleri

İsrail ile varılan mutabakat kapalı kapılar (evet, basına kapalı olarak) ardında imzalandı. İsrail’i dize getirdiğimizi mi var sayacağız yoksa İsrail’e teslim olduğumuzu mu? Bu soru özellikle İslamcılar arasında uzun bir süre tartışılacak. Belki!

“İsrail ile anlaşma zafer mi, hezimet mi?” sorusu artık yeni ve zor bir soru. Ama aynı zamanda eğlenceli bir iş bu soruya yanıt arama çabası. İslamcı aydın (yok yok, münevver!) gazeteci ve yazarlar yaklaşık 100 yıldır “Lozan zafer mi hezimet mi?” sorusuna cevap aradı ve büyük bir çoğunluğu –resmi tezin tersine- “hezimet” dedi. Mısıroğlu gibi tarihçiler bu mevzu üzerine “hezimet” kitapları bile yazdı. (Kadir Mısıroğlu’nu bir cümleyle geçiştirmek olmaz: Bir dönemin ünlü tarihçisi, başucu kitaplarımızın yazarı, tabu kırıcısı Mısıroğlu, son yıllarda yine bir hayli popüler oldu biliyorsunuz. Niçin? Yeni bir kitabı, yeni bir tarih sorgulaması sebebiyle mi? Yok; yandaş kanallarda paralel muhabbetini yürütecek kadroya yazılmış olduğu için! Şimdi kendisinden ‘dostumuz’ İsrail üzerine yorumlar da bekliyoruz. Hani o paralel çeteciler zaten aynı zamanda İsrail uşağıydı da; artık nasıl işin içerisinden çıkacaksa!)

Zafer-hezimet açısından değerlendirilecek ve dolayısıyla heyecanlanacak bir durum yok ortada… R. Tayyip Erdoğan’ın öteden beri vurguladığı “Zulüm bitmezse ilişkiler normale dönmez” şartı hâlâ ortada duruyor; İsrail aklına estikçe Gazze’yi bombalıyor, Filistinlileri ambargo ile eziyor, hapishane şartlarından ödün vermiyor. İlişkilerin normalleşmesi için öne sürülen dört şartta biri olan “özür” meselesi halloldu mu, tam bilmiyoruz. İsrail özür dilemiş deniyor bir süredir ama bir İsraillinin ağzından “özür” ifadesinin çıktığını kimse görmedi, duymadı. Ambargo kalktı mı peki? Yok! İsrail zaten öteden beri yardımların kendi kontrolünde olması şartıyla Gazze’ye insani yardımları engellemiyor, şimdi gelinen nokta da burası: Aşdod limanı kullanılarak yani İsrail kontrolünden geçerek yardımlar Gazze’ye ulaşacak. Geriye kaldı tazminat meselesi… Onda sıkıntı yok 10 şehidimiz için 20 milyon dolar alınacak, bu tamam. Ama bütün gürültü patırtı, bu kadar gerilim ve en acısı 10 canın gitmesi 20 milyon dolar içindi ise ve buna fit oluyorsak biraz heyecanlanabiliriz ama o kadar… 

Çok matah bir şey olsaydı mutabakat metni basına kapalı olarak ve müsteşar tarafından mı imzalanırdı?

Yeni Şafak yazarı Kemal Öztürk, gazetesindeki yalpalamanın/kafa karışıklığının tersine varılan durumu çok iyi analiz ediyor: 

“Bence anlaşma ne zafer, ne de hezimettir. Reel politik sancılı bir durum bize bu anlaşmayı imzalattı. Bizim, Filistinlilerin, bölgenin kazancı var. İsrail'in de kazancı var, kaybettikleri var. Anlaşmalar böyle olur zaten. Her iki taraf da tam istediğini alamaz, asgaride buluşur. Her iki tarafın kamuoyunda hükümetlerine eleştiri, karşı tarafın kazançlı çıktığı var. Buradan iki tarafın da kazandığı ve kaybettiği şeyler olduğu buradan anlaşılır.

Gücümüz yetmedi. Acı da olsa bunu itiraf etmeliyiz. İdeallerimiz, hayallerimiz, hedeflerimiz var ama bunları gerçekleştirmeye bazen gücümüz yetmiyor. Tek başımıza Gazze dramını, Filistin sorununu bitirmeye gücümüz yetmedi.”


Köşe Yazıları Haberleri

Yorum